Bank for International Settlements (BIS) kuruluşunun Green Swan isimli raporunda karşıma çıkarak ulaştığım ve çok uzun zamandır bakmadığım bir internet sitesine denk geldim. Oradaki makalelere göz gezdirirken dikkatimi çeken bir parçayı burada kendimce özetlemek istedim.
Link: https://ourworldindata.org/worlds-energy-problem
Makalenin başındaki yazı:
“Ucuz, güvenli, düşük karbonlu enerji kaynakları olmadan, yüksek sera gazı emisyonları ve enerji yoksulluğu alternatifleri arasında sıkışmış durumdayız.”
Enerji konusuyla zaman zaman ilgileniyorum ve mikro öçekten makro ölçeğe kadar farklı açılardan değelendirmeye çalışıyorum. Genellikle çevre, doğaya saygı gibi şeyleri duyunca insan biraz mesafeli yaklaşabiliyor, sanki biraz daha sol görüşün yansıması gibi algılanıyor. Doğa, çevre, gezi, yeşili koru vb. Kısaca konu siyasallaştırılıyor. Siyasallaştırılmasının doğal olduğunu düşünmekle birlikte, benim genel bir yaklaşımım olan ve burada da tekrar belirtmek istediğim hususa yine değineyim. O da konunun hızlıca ve doğal olarak yüzeysel olarak siyasal zemine taşınması, gerçeğin üstünün dolaylı olarak örtülmesine sebep oluyor. Çünkü bir anda karşımıza yel değirmenlerini çıkarıyor. Oysa yapılması gerekenler o yel değirmenlerinden yenilenebilir enerji denilen enerji alternatiflerini ucuz, temiz ve sürdürülebilir şekilde elde edilmesine yönelik sağlıklı bilgi akışının yapılabilmesini sağlamak olmalı.
Amerika, Avrupa dünyayı kirletiyor, konu bize mi kaldı. Bizim etimiz ne budumuz ne, aslınsa bu çevre konularındaki dayatmalar bizim sanayileşmemizin ve gelişmemizin önündeki engeller. Gelişmemiz lazım, kalkınmamız lazım, büyümemiz lazım, enerji nedeniyle cari açık oluşuyor, bir petrol çıksaydı vb. onlarca mitin bir görünmez el tarafından oluşturulduğunu düşünüyorum. Görünmez el derken kesinlikle bahsettiğim bizim kendi kendimize bilinçdışımızda oluşturduğumuz bir görünmez eli kasdediyorum, yoksa ne komplo ne de mistik konular değil. Bahsetmek istediğim konu evrensel nitelikte bir söyleme geçebilmek diyebilirim. Öyle ki, önemli olanın zamanın takipçiliğinden, dünyadaki gerçek problemlere dair söylemlere geçebilmek olduğunu düşünüyorum. Tabiki bunu gerçekleştirirken kendi içimizdeki kısır çatışmalarına girmeden bir söylem oluşturulabilmek gerekiyor belki de… Buradaki çatışmadan kastım sadece belirli kişi, grup veya ideolojiler değil, insanın kendi kendine ve hayatına dair çatışmalarını da kasdediyorum.




