Bazen Ulusal Tez Merkezine girerek farklı alanlardan tezlere hızlıca göz gezdiriyorum. Böylelikle; Türkiye’deki genel akademik yaklaşıma, konu çeşitliliklerine, farklı disiplinlere ve farklı üniversitelerdeki hazırlanan tezler hakkında hem içerik hem meta-analiz imkanı buluyorum. Bundan sonra burada kısa da olsa özetleri belirtmeye çalışacağım.
İletişim, radyo-televizyon bölümlerindeki “dizi” ismiyle arattığımda karşıma gelen bir tez hakkında dikkatimi çeken bazı notlar:
Joseph T. Klapper, kitle iletişim araçlarını “kaçış araçları” olarak tanımlamaktadır. Bireylerin aktif konumda olduğunu kabul eden Klapper, kitle iletişim araçlarından elde edilen doyumları ise hayal gücünü harekete geçirme, rahatlama sağlama, başkası adına yapılan etkileşime olanak sağlama, toplumsal zemin için ortak payda hazırlama olarak ifade etmektedir.
Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bireylerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını medya sayesinde gidermesini içermektedir. Ayrıca iletişimde iletiyi gönderenin niyetinin değil, izleyicinin çıkardığı anlamın önemli olduğunu vurgulamaktadır
Laswell’e (1948) göre, kitle iletişim araçlarının dört temel işlevi vardır (Lull, 2001: 42):
-Haber ve bilgi verme işlevi
-Editörlük işlevi
-Saptırma işlevi
-Toplumsallaştırma işlevi
Medya merkezli gereksinimler genellikle, enformasyon elde etmeye yönelik gereksinim, rahatlama gereksinimi, arkadaşlık/eşlik etme gereksinimi, dikkat dağıtma/oyalanma gereksinimi ve kaçış gereksinimi şeklinde sıralanabilir.
George Gerbner’in 1960’ların ortalarında Pennsylvania Üniversitesi (PA) Anneberg İletişim Okulu’nda geliştirdiği ekme/yetiştirme (cultivation) kuramı, medya temsillerinin toplumda yarattığı etkiyi açıklamak bakımından önemlidir. Ekme kuramı, belli bir şeyi (psikoloji, kültür ve ideolojiyi) belli bir yere (izleyici bilincine) ekmek ve besleyip yetiştirmek için yapılan amaçlı girişimi” ifade etmektedir (Erdoğan, 1998: 150). Bu kuram bazı yerlerde “ekme kuramı” bazı yerlerde “yetiştirme kuramı” ya da İngilizce adından hareketle “Kültivasyon (cultivation) kuramı” olarak tanımlanmaktadır.
Gerbner, içerik çözümlemesi yöntemini kullanarak bir kültürü medya üzerinden anlamaya ve analiz etmeye çalışır ve televizyonda aktarılan kültürel değerlerin toplumda bir oydaşma sonucu oluştuğunu ileri sürer. Bu yaklaşımda televizyon, endüstri devrimi öncesindeki dönemde dinin yaptığı gibi güçlü bir kültürel bağlantı aracı olarak görülür.
Ekme süreci genel olarak şu şekilde işlemektedir (Polat, 2019: 81):
-Gerçeklik yeniden üretilir ve kitlelere iletilir.
-Medya, kurgusal gerçekliği içerikleri vasıtasıyla izleyicinin zihnine eker.
-Birey farklı medya içeriklerinde de benzer mesajları almaya devam ettikçe, zihne ekilenler zamanla filizlenir.
-Yeşerme ile birlikte birey kurgusal gerçekliğe inanmaya başlar.
Toplumları oluşturan yerleşik kültürel yapı, kadın ve erkek rollerini davranış kalıpları, fiziki görünüş, alışkanlıklar gibi çerçeveler vasıtası ile değerlendirir. Bu değerlendirmeler, cinsiyetlerin toplum içinde konumlanışını oluşturur.
“Bedenin tarihi onun üstüne kurulan egemenliklerin tarihidir”
Kadının medyada sunumu tüketim dışında çeşitli roller yüklenerek de izleyiciye iletilmektedir. Kadın unsuru, çoğunlukla ev kadını, fedakâr, cefakâr, özverili anne ve eş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu roller dışında tanımlanan kadınlar ise kurban, mağdur ya da cinsel olarak davetkâr gibi olumsuz sıfatlara mazhar olmaktadır. İş kadınları ise ancak evdeki ev kadınlığı ve annelik rollerini de yerine getirmekteyse “başarılı” sıfatına hak kazanabilmektedir. Kadınlar, sadece birer bedene indirgenmelerinin yanı sıra, bu bahsedilen çeşitli sıfatlar çerçevesinde sunuldukları için de kimliksizleşmektedir. Medyada var olan bu geleneksel ve ataerkil kimliksizleştirme yaklaşımı, kadını daima istenen kalıpta tutmaktadır.
Reklamlarda idealize edilmiş erkek vücudunun temsili; fiziksel anlamda sağlıklı görünüş, dış görünüm yani tarz ve yeni değerlere bağlı bir yaşam tarzı olmak üzere üç öğe ile karakterize edilmektedir. İdeal bir tip şeklinde tanımlanan erkeklerin fiziksel ve sosyal görünümü; genç, çekici, beyaz, orta sınıf, kaslı, kıyafet tarzı modaya uygun, saç şekli modern, çeşitli aksesuarlar taşıyan erkeklerle temsil edilerek şık ve zevkli bir erkekle betimlenmektedirler. İdealize edilmiş erkeklerin yaşam tarzlarıysa; fiziksel görünüşleriyle dış görünüşlerinin bir birleşimiyle (fiziksel olarak güçlü, duygusal olarak güçlü, zihinsel olarak güçlü) ele alınarak sağlıklı, sportif, başarılı ve iktidar sahibi olarak tanımlanmaktadır.
İçerik analizi tekniği bir söylemi anlamlandırırken ve yorumlarken öznellikten kurtularak nesnel bir sunumu hedeflemektedir. Söylemin ilk bakışta algılanan içeriğinin yerine üstü örtülü olan mesajını ortaya koymaya hizmet etmektedir. Diğer bir deyişle içerik analizi bireyin gizli bir şekilde etkilenmesini sağlayan öğelerin belirlenmesine ilişkin “ikinci bir okuma” niteliği taşımaktadır.
Hall’un “Encoding/Decoding” (Kodaçımlama/Kodlama) adlı makalesi, medya kuramlarını açıklaması anlamında oldukça önemlidir. Makaleye göre kodlama, bir iletinin, iletişim yollarının özelliklerine göre şekillenmesi ve simge haline getirilmesi ile kitleye taşınması şeklidir. Burada kodlama herhangi bir el hareketi de olabilir ya da karmaşık bir formülasyon da geliştirilebilir. Kodaçımı ise iletilen mesajların çözümlenmesi ve yorumlanması şeklinde tanımlanmaktadır.
Alımlama analizi, bağımsız bir araştırma geleneği olmaktan ziyade İngiliz Kültürel Çalışmaları geleneğinin önemli bir parçasıdır. Bu araştırmalarda medya metinlerini okuyanlara ya da kod açımlama yapanlara önemle vurgu yapılmaktadır. Okuyucu/izleyici/kodaçıcı medya metinleri tarafından önerilen egemen ya da hegemonik mesajlara karşı direnme ve izlediği olguları kendi tecrübeleri doğrultusunda anlamlandırma gücüne sahiptir. Bu araştırmalar içerisinden etnografik araştırmalar ve nitel incelemeler ağırlıktadır.
kadın bedeni dizide maddi, edilgen, sıradan ve seyirlik bir malzeme olarak sunulurken erkek bedenleri için tam tersi bir durumun olduğu
görülmektedir.
