Beyin göçü, yetiştirilmesi için büyük kaynak gerektiren veya yetiştiği halde ilgisizlik ve olanaksızlık nedeniyle bilim insanı, hekim, mühendis gibi vasıflı insan gücünün daha gelişmiş bir ülkeye göç etmesi olarak ifade ediliyor.
Peki bu yetiştirilen kişinin yetiştirilme maliyet bedelini ödemeden başka bir yere gitmesi aslında dolaylı bir sermaye transferi olarak değerlendirilebilir mi?
Buradaki amacımız herhangi bir şekilde olumlu veya olumsuz duygusal sonuçlara bağlamak değildir. Konunun politik bir tarafla ilgili olmadan değerlendirilebilecek mahiyette oluşturulmaya çalışılmıştır.
Konuyu biraz abartarak fakat anlaşılmasını kolaylaştırmak için aşamalar halinde ifade etmek gerekirse;
- Gelişmekte olan bir ülkenin yıllar içerisinde standart gereksinimlerin haricinde katma değer üretmek niyetiyle oluşturulmuş eğitim ve öğretim kurumlarını oluşturmaya çalışır. (Buradaki sürecin detaylıca incelenmesi gerekiyor, çünkü hızlı ve etkin sonuç alınması için olabildiğince başarılı eğitim modelleri alınıyor ve başarı kriterleri diğer gelişmiş ülkelere göre oluşması doğal bir sonuç olarak önümüze çıkıyor)
- Bu kurumlarda yetişmiş kişilerde bilgi sermayesi oluşur.
- Bu kişiler, kendi bünyelerinde oluşmuş bilgi sermayesini kendi öz mülkiyetleri olarak görürler.
- Kaliteli bir hayat sürme durumu birçok faktörde gelişmişlik gerektirdiği için bunun kısa ve orta dönemde gerçekleştirilmeyeceği intibası oluşur.
- Yetişmiş kişiler kendi yaşam standartlarını iyileştirmek arzusunda olduklarından bir süre sonra bunu başka bir yere taşıyarak oluşturulabileceğini düşünmeye başlarlar.
- Gelişmiş ülkelerde yaşlanan nüfusları ile birlikte bir şekilde kendileri tarafından oluşturulmuş standartlarda yetişmiş hazır insan sermayesinin kendi ülkelerine gelmesini sağlamanın bir avantaj olduğu belirlenir.
- Gelişmekte olan ülkede yetişmiş insan sermayesi, genellikle yetişmesi için gerekli olan bedelleri ödemeden veya nadiren de olsa sadece doğrudan maliyetini içerecek şekilde ama hiç bir zaman dolaylı ve özellikle de uzun dönemli fırsat maliyetlerini ödemeden gelişmiş ülkelere göç ederler.
Konunun politize edilmemesi için bu hususun sadece emperyalizm, neoliberalizm, sosyalizm, miliyetçilik veya küreselleşme yaklaşımlarının tamamı için göz önünde bulundurulabilecek niteliktedir.
Mesela, gelişmekte olan ülkenin kamu ve özel sektörü gerekli gelişmeyi, imkanı, adaleti ve ortamı sağlasalar beyin göçü de olmaz denilebilir. “Çalışma ortamı sağlanmıyor”, “Gerekli şartlar oluşturulmuyor”, “Bu kadar dirsek çürütmüş kişilere gerekli değer verilmiyor”, “Yurtdışına çıkınca her türlü imkanı var ve insanlığa da birçok fayda sağlıyor”, “Bu ülkede özgürlük ortamı yok” vb. birçok savın ortaya atılması mümkün elbette. Öyle ki bu savların birçoğu bu kişilerin beyin göçünde haklı olacağı sonucunu da çıkartabilir hatta çıkartacaktır da. Fakat, bu durum nihai olan insan sermayesinin tam verimli olacağı ve katma değer yaratma zamanında göç etmesinin sonuçlarını değiştirmemektedir.
Çünkü zaten bu kişiler için gelişmiş ve olması beklenen şartlar sağlanmış olsa gelişmiş ülke olunurdu. Bunun engellenmesi özgürlüklerin kısıtlanması olarak algılanacaktır. Bunu değerlendirebilecek niteliktekiler zaten yüksek öğreniş almış kişiler olacağından birgün kendilerinin veya çocuklarının da bu imkanlardan yoksun kalmamaları için kısıtlayıcı düzenlemelere gitmeyeceklerdir.
Eşya ve ürünlerin gümrük vergilerinin az ödenmesi ya da hiç ödenmemesi için yasa dışı yollarla ülkemize sokulması sonucu iç piyasada satılması kaçakçılık fiilini oluşturmaktadır. Emeğin insan kaynağına, insan kaynağının da insan sermayesine dönüşmesi serüveninde değerin sadece eşyadan öteye gitmesinin değerlendirilmesi uygun olacaktır.
Bu yüzden, özellikle yurt dışına beyin göçünün eğitimli kişilerin de orta uzun vadeli olarak bedelini ödemelerine yönelik gerekli aksiyonların gündeme alınmasının tartışmaya açılması uygun olacaktır.
Konunun daha uzun ve kapsamlı olarak değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte temel hususun değerlendirilmesi için bu kadarının yeterince açıklayıcı olacaktır.
