Yunus Emre, Kafka ile umutsuzluğa kapılmaktadır. Fakat yine de kendince olumlayabilmektedir.
Kafka, 13. yüzyıl Türk şairi Yunus Emre’nin loş ışıklı çalışma odasında otururken, bir huzursuzluk hissetmeden edemedi. Duvarlar karmaşık hatlarla süslenmişti ve hava tütsü ve yanan mum kokusuyla ağırlaşmıştı.
Kafka: “Ah, sevgili Yunus Emre, sözlerin karanlıkta her zaman yol gösterici bir ışık olmuştur. İnsan böyle bir karmaşanın ortasında nasıl teselli bulabilir?”
Yunus Emre: “Sevgili dostum, teselli en basit şeylerde bulunabilir. Susuz kalmış bir yolcunun susuzluğunu gideren bir damla su gibi.”
Kafka: “Peki ya bu suyu aradığımız kuyu kurumuşsa? O zaman ne olacak?”
Yunus Emre: “Böyle zamanlarda, insan kendi içinde çözüm bulabilir. Çünkü gerçek kaynak kalbimizdedir.”
Kafka: “Ve yine de kalbimin çorak bir çöl olduğunu, yaşamı sürdüremediğini hissetmekten kendimi alamıyorum.”
Yunus Emre: (İç çeker) “Ah, Kafka… Senin karamsarlığın batan güneşe benziyor. Ruhumuza uzun gölgeler düşürüyor ve umutsuzca özlediğimiz ışığı elimizden alıyor.”
Kafka: “Üzgünüm, Yunus Emre. Sana yük olmak istemiyorum.”
Yunus Emre: “Tam tersine, dostum. Mücadelelerin, en büyük şairlerin ve düşünürlerin bile kendi karanlıklarıyla yüzleşmeleri gerektiğini hatırlatıyor. Önce onların varlığını kabul etmeden korkularımızın üstesinden gelemeyiz.”
Kafka: (Başını sallar) “Şimdi anlıyorum, Yunus Emre. Acımız kaçınılması gereken bir şey değil, kucaklanması gereken bir şey. Bu kabullenmeyle kendi içimizde gerçek huzuru bulabiliriz.”
Yunus Emre: “Evet, sevgili Kafka. Ve bunu yaparken, karanlıklarda dolaşan, sözlerinin güzelliğinde teselli arayanlar için bir umut ışığı olacaksın.”
